26 Kasım 2020 Perşembe

Fındık rekoltesi ve fiyatlar manipüle mi ediliyor?

 Fındık hasatı öncesinde yapılan ve Türkiye'de o sezon ne kadar fındık hasat edileceğini ifade eden rekolte tahminleri, fındık üreticilerinin ürünlerini hangi fiyattan satabileceklerini yani kabuklu fındığın fiyatının ne olacağını belirliyor

Fındık hasatı öncesinde yapılan ve Türkiye'de o sezon ne kadar fındık hasat edileceğini ifade eden rekolte tahminleri, fındık üreticilerinin ürünlerini hangi fiyattan satabileceklerini yani kabuklu fındığın fiyatının ne olacağını belirliyor.

Dünyadaki fındık üretiminin miktarı ve fındık ile fındık ürünlerine olan talep her ne kadar etkileyici olsalar da, Türkiye'deki sezonluk fındık rekoltesinin fiyatların oluşmasındaki temel belirleyen olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Dolayısıyla her yıl hasat öncesinde açıklanan birden çok rekolte tahmini; gerek fındık üreticileri ve hatta yevmiyelere etkisi dolayısıyla fındık işçileri, gerekse fındık alanında ortaya çıkan değerden kazanç sağlayan diğer aktörler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Rekolte tahminleri ve gerçekleşen rekolte miktarı tüm yıl boyunca tartışılıyor.

2020-2021 fındık sezonu ile ilgili olarak hasat öncesindeki rekolte tahminleri kamuoyuna 600-620 bin ton olarak yansıdı. Üreticiler ve üretici birliklerinin tahmini bu miktarın çok altında olduğu halde fındık alanındaki tüccarlar, ihracatçılar ve kamu otoriteleri tarafından dillendirilen rekolte tahmini 600-620 bin ton olunca, kamu otoriteleri ve piyasa aktörleri bu tahmin üzerinden bir fındık fiyatının oluşmasını sağladılar.

Fındık haşatının üzerinden aylar geçtikten sonra kamuoyu ile paylaşılan açıklamalar ise hasat öncesi tahminlerin doğru çıkmadığı, 2020-2021 sezonu rekoltesinin tahminlerin çok altında bir seviyede yani 450-500 bin ton civarında gerçekleştiği yönünde oldu.

Dünya fındık üretiminin açık ara en büyük üretici ülkesi Türkiye'deki rekoltenin tahminlerin bu kadar altında gerçekleşmesine, pandemi sebebiyle fındık ve fındık ürünlerine yönelik patlama yaşayan talebin de eklenmesiyle birlikte dünya fındık fiyatları ciddi bir artış trendine girdi. Türkiye'deki fındık üretimini dünyaya pazarlayan ihracatçılar tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalarda, önümüzdeki aylarda kabuklu fındık fiyatlarının 4 dolar seviyesine kadar çıkabileceği ifade edildi.

Fındık üreticilerinin tüm yıl boyunca verdikleri emek ve fındık işçilerinin emekleri ile ortaya çıkan değerin ne kadarının üreticilerin ve işçilerin kazancına dönüşeceğini belirleyen fındık fiyatlarını birinci elden etkileyen rekolte tahminleri ile hasattan aylar sonra açıklanan gerçek rekolte arasındaki farkın bu kadar büyük olması ise tarımsal üretimden doğan kazancın eşitsiz dağılımını ortaya çıkarıyor.

Türkiye'nin en önemli tarımsal ihraç ürünü olan fındık ve milyonlarca yurttaşın gelir kapısı olan fındık üretimi, Türkiye'deki tarımsal üretimin temel sorunlarına ve olası çözümlere ışık tutar nitelikte.

Independent Türkçe olarak, rekolte tahminlerindeki ve fiyat oluşumundaki dengesizliklerin nedenlerini , çözüm önerilerini ve fındık üreticilerinin durumunu, fındık üreticilerine ve uzmanlara sorduk.

Fındık üreticilerinin koşullarını ve devlet tarafından yapılan desteklerin fındık üretimine etkisini sorduğumuz, kendisi de bir fındık üreticisi olan Hakkari Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi İhsan Seddar Kaynar, sözlerine şöyle başladı:

Fındıkta devletin "destekleme ödemesi" ne anlama geliyor?

"27 Temmuz 2020'de Kabine toplantısı sonrası konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın müdahale alım fiyatlarını açıklarken kullandığı:

"Ayrıca yüksek randımanlı fındık tesliminde ortalama kilogram başına 1 lira, alan bazlı mazot bazlı desteği olarak da kilogram başına 2 lira destekleme ödemesi yapıyoruz." ifadesi oldukça dikkat çekicidir. Bir dizi şartı yerine getiren üreticiye yapılan desteklemenin, ürünün satıldığı gün doğrudan verilmediği göz önüne alındığında, yapılan destekleme daha ilginç bir hal almaktadır."

Fındık fiyatının, üreticilerin üretim masraflarını karşılamaktan uzakta oluştuğunun tartışmasız kabul edildiğini ve üreticilere üretim sürecinden bağımsız olarak üretimle ilişkilenmeyen "nakit" desteği yapılmakta olduğunu belirten Kaynar, " Üreticilerin arazi mülkiyeti üzerinden verilen doğrudan gelir desteği (gübre ve mazot desteği) ürüne yapılan taban fiyat uygulamasının yerine getirilmiştir. Bu aslında üreticinin üretimle bağının kopuşunu hızlandırmaya yarayan, sadece arazi üzerinde mülkiyetin sürmesi ile ilişkilendirilen bir paradır." şeklinde konuştu.

Kaynar şöyle devam etti:

"Fındık üreticisine üretimden bağımsız olarak verilen bu paranın neden verildiği ve bu paranın üreticinin ne işine yaradığı sorulabilir. Bu soru, 2020 Fındık sezonu bittikten sonra ihracatçılar birliğinin yaptığı karlılık açıklamalarına bakıldıktan ve fındığın Türkiye'ye ne kadar döviz getirdiğini öğrendikten sonra daha da anlamlı hale gelmektedir."

Fındığım, üretici tarafından doğrudan pazara yönlendirilen bir tarım ürünü olduğunu ve Türkiye başta olmak üzere üretildiği bütün ülkelerde önemli bir ihraç ürünü olduğunu belirten Kaynar, "İşlenmeden kuruyemiş olarak tüketilebileceği gibi işlenerek modern gıda sanayisinin en önemli hammaddelerinden de biri olarak değerlendirildiğinde içine girdiği ürüne 3 kata kata kadar değer verebilmektedir. Herhangi bir müdahaleye ihtiyacı olmadan üreticiler fındığı bilinçle üretmekte ve piyasada alıcısına ulaştırmaktadır. Bu açıdan fındık tarımının sürdürülmesinde ve ürün fiyatının belirlenmesinde devletin verdiği 1+2 TL anlamını yitirmiş, piyasanın oluşumunda varlığı ve etkinliği tartışmalı bir hale gelmiştir." ifadelerini kullandı.

Üreticiler hariç herkesin bildiği rekolte neden yüksek açıklanıyor?

Fındıkta rekolte tahmini vefiyat oluşumu ile ilgiliaçıklamalarda bulunan Kaynar, şunları kaydetti:

"1999 yılından itibaren yapılan pek çok yasal düzenlemenin sonucu olarak devletin fındık piyasasında fiyat belirleme sorumluluğu 2009 yılında tamamen sona ermiştir. Fındık fiyatının oluşumu tamamen serbest piyasaya bırakılmıştır. Tam da bu andan itibaren dikkat çekici bir şekilde kamuoyunda rekolte savaşları olarak bilinen yeni bir süreç yaşanmaya başlamıştır.

Ocak ayından itibaren fındığın hasadının yapıldığı Ağustos ortasına kadar, çeşitli rekolte tahminleri yapılmaktadır. Fiyatın belirlenmesinde önemli bir aşama olarak yapılan bu tahminin doğruluğu, fındığın harmandan kaldırılıp çuvallandığı anda ortaya çıkmaktadır. Doğanın keyfine ve biraz da insanların neden olduğu yapay afetlere uygun olarak Mayıs ayı donları, yazın kurak geçmesi ve Ağustos sonu aşırı yağışları rekolte tahminlerinin gerçekleşmesine izin vermemektedir. Fındık toplanana kadar onlarca kurumun farklı zamanlarda farklı rekolte miktarı açıklaması, dikkatli çekici bir gelişmedir. Ölçüsüz rekolte açıklamalarını yapan kurumların çoğunun tüccar ve ihracatçı birlikleri tarafından oluşturulan ya da finanse edilen yapılar olduğuna dikkat edilmelidir."

"Sezon başında açıklanan rekoltenin üçte biri ortada yok"

Rekolte tahminlerinin fındık tarımının en önemli verilerinden biri olduğunu vurgulayan Kaynar, sözlerine şöyle devam etti:

"Daha önceki yıllarda da yapılıyor olsa da, 2009 yılından sonraki tahminler eskilerden kategorik olarak farklılaşmaktadır. Çeşitli kurum ve oluşumlar, çeşitli zamanlarda yaptıkları "aşırı" rekolte tahminlerini, açıklamaya başlamışlardır. Bazen tarım ile ilgili bir dernek, bazen bir gazetenin köşe yazarı, bazen yeni kurulmuş bir oluşum, bazen tarım bakanı, bazen ihracatçı bir şirket, bazen de bir esnaf odası bu şekilde rekolte tahminini kamuoyuna ilan etmeye başlamıştır. Bütün bu tahminlerin ortak özelliği, Türkiye'nin üretiminden çok yüksek ve oldukça iyimser sayılar olmalarıdır. Ölçüsüz/aşırı rekolte açıklamalarının arkasında tüccar ve ihracatçı birlikleri olduğunu görünce, farklı zamanlarda yapılan farklı rekolte açıklamalarının, fındık fiyatının düşürülmesine zemin hazırlamak amacıyla yapıldığını görmemek biraz saflık olur. Örnek olması açısından rekolte tahminleri arasındaki uçurumu 2014 yılından verebiliriz. 2014 yılında Bakanlık 412.000, Ziraat Odaları (TZOB) 371.000 ve İhracatçı Birliği (KFMİB) 514.000 ton rekolte açıklamıştır. 2020 yılı için açıklanan yüksek rekolte (onunla ilişkilendirilecek düşük fiyata itiraz edilmesi), Türkiye fındığının üçte birini üreten Ordu'da ufak da olsa bir siyasi kriz yaratmıştır. Şu anda somut olarak bildiğimiz tek gerçek, Kasım sonuna geldiğimiz şu günlerde sezon başında açıklanan rekoltenin daha üçte birinin ortada olmadığıdır."

Rekolte tahmininden müdahale fiyatına kadar, yapılan her açıklama belirsizliği artırdığını kaydeden Kaynar, şu değerlendirmeleri paylaştı:

"Tarımda belirli ürünlerin desteklenmesi ve üretiminin teşvik edilmesi sıklıkla karşımıza çıksa da, fındığın fiyat üzerinden desteklenmesi korumacı tarım politikaları ile ortaya çıkmıştır. Fındığı destekleme politikalarının uygulandığı ilk dönemden itibaren kırsal bölgelerin kalkınması ve köylerdeki yoksulluğun azaltılması amaçlansa da, devlet uzun süre üreticinin [müstahsil] gerçekten kim olduğunu bulmaya çalışmış ve tüccarların bu desteklerden üreticiymiş gibi yararlanmasını (bazen göz yumsa da) engellemek istemiştir. Üreticiler ile tüccarlar bu desteklerden bir şekilde yararlanmış ve gerçek üreticinin kim olduğunun bulunması ve FİSKOBİRLİK'in devlet adına doğrudan üreticiden alım yapabilmesi uzun bir süreçte mümkün olmuştur. Ancak, 24 Ocak - 12 Eylül 1980'den başlayarak fındığında içinde bulunduğu çeşitli tarım ürünlerinden destekleme alımları sınırlandırılmaya ve taban fiyat uygulaması etkisizleştirilmeye başlamıştır."

"Destekleme meselesi üreticilerin kamuoyu önünde aciz göstermektedir"

Son 40 yılda yaşanan dönüşümün, görev başındaki aynı bakanın bile yıldan yıla bir biri ile taban tabana zıt uygulamalarının üreticileri oldukça yormakta ve tüccar karşısında çaresiz bırakmakta olduğunu ifade eden Kaynar, söz konusu 40 yılın özellikle son döneminde fındık piyasasının adım adım şirketlere teslim edildiğini dile getirdi.

Fındık sezonu öncesinde yapılan her açıklamanın üreticiler açısından mevcut durumu daha da kötü yaptığının görülmekte olduğunu söyleyen Kaynar, "Türkiye'de üretilen fındığın sadece %10'u FİSKOBİRLİK'in ya da TMO'nun devlet adına yaptığı "müdahale alımı" kapsamında işlem görmektedir. Üreticiler artık bu kurumları tercih etmemektedir. Yapılan destekler o kadar dolaylı ve bürokratik açıdan dolambaçlı bir hal almıştır ki, bu destekleri alabilmek için peşinden koşan üretici sayısı da günden güne azalmaktadır. Fındık artık göstermelik de olsa desteklenecek bir ürün olmadığı gibi, destekleme meselesi üreticilerin kamuoyu önünde aciz göstermektedir. Üreticinin eline tatmin edici bir para geçmediği için üretim sürecine olan ilgisini yitirmeye ve kayıtsız kalmaya başladığı görülmektedir." dedi.

Fiyatın piyasada oluşması beklendiği için daha ürün piyasaya çıkmadan fiyatı oluşturma (düşürme) gayretinin genellikle üretici aleyhine işlediğini vurgulayan Kaynar, " Rekoltenin yüksek olacağına kamuoyu inandırılmaya çalışılmakta; üretilecek fındığın miktarının çok olacağı ifade edilmekte ve dolayısıyla da piyasada oluşacak fiyatın düşük olacağına başta üreticiler olmak üzere kamuoyu ikna edilmeye çalışılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken, rekoltenin çok yüksek olacağına ikna olan üreticilerin, harmanı kaldırdıktan sonra zaten düşük olacak fiyatın daha da düşmesini beklemeden hızlıca tüccara satmaya yönlendirilmesidir." şeklinde konuştu.

"Fındıkta rekolte ya da fiyat tartışmasının sona ereceğini düşünüyorum"

Kendisi de bir fındık üreticisi olan Hakkari Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi İhsan Seddar Kaynar, sözlerini şu değerlendirmelerle sonlandırdı:

"Bütün bu rekolte ve fiyat tartışmasına doğa da katılmış; son yıllarda bölgede yoğun yaşanan yağmurlar, harmanlarda kurutulmuş ve çuvallanmak üzere olan fındığı; hatta bahçelerde toplanmış ve harmana taşınmayı bekleyen fındığı çuvallarıyla beraber derelere ve oradan da Karadeniz'e taşımaya başlamıştır. Üretici açısından üretimin motivasyonu iktisadi temellerini kaybetmiş ve tamamen alışkanlıklar üzerinden deva etmeye başlamıştır. Tam da bu süreçte üreticiler ürünlerini tüccara teslim etmekten yavaş yavaş vazgeçmeyi düşünmeye başlamıştır. Ürünlerini işleyip nihai tüketiciye doğrudan satacağı mekanizmaları konuşmaya başlayan üreticiler, bu konuda somut adımlar attığında; fındıkta rekolte ya da fiyat tartışmasının da sona ereceğini düşünüyorum."

"Zamlar fındık çiftçisinin katlanamayacağı boyutlara ulaşmıştır"

Hasat öncesi açıklanan fındık rekoltesi tahminlerinin ve bu tahminler üzerinden oluşan fiyatların üreticileri yoksullaştıran bir manipülasyon olduğunu ifade eden Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) Fındık Kürsüsü Temsilcisi Kutsi Yaşar ise "Ekonomik kriz daha da derinleşmekte, döviz kurlarındaki belirsizlik ve yüksek faiz politikaları ile hammadde olarak dışa bağımlı girdi fiyatlarında sürekli artışlar sonrasında fındık çiftçisi yoksulluğa mahkum edilmektedir. Diğer yandan elektrik, su, ekmek ve tüp gaz  vb.  yaşamsal girdilerdeki zamlar fındık çiftçisinin katlanamayacağı boyutlara ulaşmıştır." şeklinde konuştu.

"Fındık çiftçisi bir kez daha şirketler karşısında kendi kaderine terk edilmiştir"

Yaşar, fındık üreticilerinin karşı karşıya olduğu koşulları şöyle anlattı:

"Fındık çiftçisinin insanca yaşamasın için gerekli olan yaşamsal ve tarımsal girdilerin fiyatları sürekli artarken fındık fiyatlarındaki bir ileri bir geri durumları borç sarmalının büyümesine sebep olmuş, fındık çiftçisi bir kez daha vahşi piyasa içerisinde, şirketler karşısında kendi kaderine terk edilmiştir."

Çiftçi-Sen olarak Tarım ve Orman Bakanlığı'na ve ülke kamuoyuna çiftçilerin Birleşmiş Milletler tarafından kabul gören haklarından bir tanesinin de "Tarımsal Üretimde Fiyat ve Piyasa Belirlemede Özgürlük Hakkı" olduğunu ve çiftçilerin bu kapsamda adil bir piyasaya ve tatmin edici bir fiyata ulaşma haklarını hatırlatmanın öncelikli görevleri olduğunu söyleyen Yaşar, sözlerine şöyle devam etti:

"Çiftçi-Sen olarak fındık tüm tarafların kazanacağı bir formülün peşinde değiliz. Çok iyi bilmeliyiz ki bir tarafta üreten çiftçiler diğer tarafta ürettiklerimizi yok pahasına almaya çalışan şirketler var. Şirketler kazanırsa paralar ülke ekonomisine değil çokuluslu şirketlerin havuzuna akacaktır. Oysa fındık çiftçileri kazanırsa ülke ekonomisi de kazanacaktır. Onun içindir ki AKP hükümeti ve ona bağlı Tarım ve Orman Bakanlığı, TMO'yu değil sezon başında FİSKOBİRLİK'i  devreye sokmalı ve  fiyatları maliyet, kar payı ve insanca yaşama payı gözeten FİSKOBİRLİK'in üretimden  pazarlamaya kadar zincirin her halkasına sahip olacak şekilde ve fındık çiftçilerinin yönetimlerini demokratik olarak belirleyecekleri bir yapıya kavuşturulmasını talep ediyoruz. 2000 yılında sözde özgürleştirme yasası olarak çıkarılan 4572 sayılı kooperatif yasasının şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmasını istiyoruz."          

Fındık üreticileri ne talep ediyor?

 Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) Fındık Kürsüsü Temsilcisi Kutsi Yaşar, fındık üreticilerinin taleplerini ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

• Gerek Uluslararası sözleşmelerden gerekse de Anayasadan gücünü alan Fındık çiftçilerinin, bağımsız olarak sendikal örgütlenmesini sağlayacak iç hukuk düzenlemeleri yapılsın. Var olan Ziraat Odaları, Birlikler vb. çiftçi örgütleri de demokratik yapılara kavuşturulmasını talep ediyoruz.

• Fiskobirlik, üretimden pazarlamaya kadar zincirin her halkasına hakim olacak ve yönetim organlarını üreticilerin belirleyeceği şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

• 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu şirketlerin kazancını artırmak için değil, fındık üreticilerinin zor günlerinde yardımcı olmak amacıyla yeniden düzenlenmelidir.

• Lisansı depoculuk şirketlere kazandırmaya yönelik değil, fındık çiftçilerinin yararına olacak şekilde kurgulanmasını talep ediyoruz.

• Tarım Sigortaları Yasası şirketlerin kazancını artırmak için değil, fındık çiftçilerinin zor günlerinde yardımcı olmak amacıyla yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz.

• Fındık çiftçileri eksiksiz sosyal güvenceye kavuşturulmasını talep ediyoruz.

• Mevsimlik işçiler için 2009 yılında hazırladığımız rapordan sonra ulaşım, barınma ve çocuk emeğinin kullanılmasında birtakım olumlu gelişmeler olsa da yeterli değildir. Hala hazırda mevsimlik tarım işçileri düşük ücretli ve sosyal güvencesiz çalışmaya devam etmektedirler. Pandemi sürecinin titizlikle takip edilip sürece uygun tedbirlerin alınmasını ve mevsimlik işçilerin koşullarının iyileştirmesini ve de çocuk emeğinin kullanılmamasını talep ediyoruz.

"Rekolte tahmin çalışmaları sağlıklı yapılmıyor"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya ise rekolte tahmin çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yapılmadığını belirterek, fındık fiyatının yükselmesini istemeyenlerin rekolte tahminlerini düşük tutmaya çalıştıklarını ve kendisinin de rekolte tahminleri açıklandığında buna TBMM'de yaptığı açıklamalarda, dile getirilen rekolte tahminlerinin yüksel olduğunu belirterek buna itiraz ettiğini ifade etti.

Kaya, rekolte tahmininin sağlıklı yapılabilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı'nın; üretici birlikleri, ziraat odaları ve üniversiteler ile birlikte rekolte tahmin keşifleri yaparak ortalama bir rekolte tahminini yapması gerektiğini söyledi.

Tarım sektörünün bütününde olduğu gibi fındık üretiminde de maliyetlerin çok yüksek seviyelere ulaştığını belirten Kaya, fındık fiyatları açıklanırken kendilerinin fındık fiyatının minimum 25 TL olması gerektiğini ifade ettiklerini söyledi. Üretim maliyetleri üzerinden yaptıkları hesaplamaya dayanarak bu fiyatı ifade ettiklerini belirten Kaya, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) fındık alanındaki faaliyetlerine de değindi.

"TMO üreticileri korumalı"

Geçtiğimiz yıl 16-17 TL'den üreticiden alım yapan TMO'nun 24 TL'den bu fındıkları sattığını ve aradaki fark kadar kar ettiğini belirten Kaya, TMO'nun kar etmesine bir itirazları olmadığını ancak TMO'nun asıl görevinin üreticileri piyasadaki güçlere karşı korumak olduğunu hatırlattı.

TMO'nun Aralık ayının sonunda fındık alımını durduracağının açıklandığını ifade eden Kaya, fındığı ucuza almak isteyen bir çok alıcının şu anda TMO'nun fındık alımını durdurmasını beklediğini söyledi.

"Fındık fiyatlarında büyük bir düşüş olacağı kaygısını taşıyoruz"

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile bu konu hakkında bir görüşme gerçekleştirdiğini ifade eden Kaya, söz konusu görüşmede bakan Pakdemirli'ye TMO'nun Nisan ayına kadar fındık alımına devam etmesi gerektiğini ilettiği bilgisini paylaşarak şunları söyledi:

"Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli'ye dedim ki Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) daha önce Aralık ayı sonuna kadar fındık alacağını söylemişti. TMO çıksın Nisan'a kadar piyasada kalacağım, desin. Üreticiyi güvencesiz bırakmayacağım, desin. Bu fındık fiyatlarının düşmesine mani olur. O da bu önerimizi dikkatle dinledi, not aldı. Umarım uygularlar. Uygulamazlarsa fındık fiyatlarında maalesef büyük bir düşüş olacağı kaygısını taşıyoruz."

Tüccarların TMO'nun alım fiyatına yakın fiyatlardan alım yaptığını ve TMO'nun prosedürlerinin yorucu olması sebebiyle üreticilerin TMO yerine tüccara fındıklarını sattığını ifade eden Kaya, TMO'nun yeterli düzeyde alım yaptığını söylemenin zor olduğunu belirtti.

Ayrıca TMO'nun üreticiden fındık alırken saptadığı randımanın, aynı fındığa ilişkin tüccarların saptadığı randımanın altında olduğunu belirten Kaya, dolayısıyla üreticinin de TMO'ya fındık satmaktan geri durduğunu ifade etti. TMO ile tüccarlar arasındaki randıman farkının da düşük randıman tespiti yapan TMO'ya kar olarak geri döndüğünü vurgulayan Kaya, TMO'nun üreticiyi destekleyen bir şekilde faaliyet yürütmesi gerektiğinin altını çizdi.


Murat Büyükyılmaz

Kaynak:
https://www.indyturk.com/node/277031/haber/f%C4%B1nd%C4%B1k-rekoltesi-ve-fiyatlar-manip%C3%BCle-mi-ediliyor





20 Kasım 2020 Cuma

Fındık üretiminde “bakış açılarımızı” değiştirmeliyiz

 Herhangi bir konuda “uzman” olduğumuzu söyleyebilmemiz için 10 bin saat o konu üzerinde çalışmış olma ölçüsü dünyanın her yerinde kabul edilmektedir. Uzmanlık , normal koşullarda değil, kritik değişim ve dönüşüm süreçlerinde kırılmalar yaşandığında, soruna en kısa yoldan, en düşük maliyetle, en yüksek zaman kazancı sağlayarak çözümler üretebilme birikimidir. Fındık üretimi konusunda uzmanlık iddiam yok, sadece gözlemciyim. O nedenle, yanılabilme özgürlüğünü kullanarak konuyu 4 alt başlıkta sorgulamayı deneyeceğim: Önce, fındık üretimi ile insanımız, ülkemiz ve müşterilerimiz bağlamını ele alınacak. İkinci alt başlıkta, fındık üretimini anlama ve anlamlandırma sorunlarımıza değinilecek. Üçüncü alt başlık, fındıkla ilgili aktörlerin sorumluluklarının neler olduğunu anlatmaya çalışacak. Dördüncü ve son alt başlıkta, fındık üretimi ve ticareti konusunda  neden bakış açımızı neden değiştirmek zorunda olduğumuzun gerekçeleri paylaşılacak.


Fındık, insanımız, ülkemiz ve müşterilerimiz


Fındık, 200 yıldır ülkemiz insanının piyasayla tanıştığı; ürettiğini paraya dönüştürdüğü, yaşamına katkı yapan bir tarımsal üretimdir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nden başlayarak Orta ve Batı Karadeniz Bölgesi’ne yayılmıştır. Fındık, yılda iki kez ilgilenmenin yeterli olduğu, üreticisini fazla yormayan, ama toplamda bu ülkeye 2,5 milyar  net döviz değeri sağlayan yaygın tarımsal ürünlerimizden biridir.


Fındığın bakımı kolaydır, ama tarladan sofralara gelinceye kadar üretiminin aşamaları, çoğu tarımsal üretimde olduğu gibi “emek-yoğun” yapıdadır . Bakımı, hasadı, kurutulması, depolanması, işlenmesi ve nihai ürüne dönüşmesi ciddi istihdam yaratır; insanlara iş ve aş sağlar.


Bir toplumun gelişmişliğinin temel göstergelerinden biri  de nüfusun yarısını oluşturan kadın istihdamının toplam istihdamdaki payıdır. Fındık, kadın istihdamına da önemli katkılar yapmakta, kadınlarımızın üretime değer katma alanlarını genişletmektedir.


Karadeniz Bölgesi’nde çok sayıda insanın yaşamına doğrudan dokunan fındık üretimi, siyaset kurumlarının ve siyaset yapıcılarının da ilgi alanındadır. Fındık üretiminin sürdürebilirliğinin sağlanması ve sağlanan gelirin niteliğinin artırılması gibi konular ciddi devlet politikaları  gerektirmektedir. Oysa ülkemizde siyaset fındık üretimini oy derlemenin popülist amaçları için yaygın biçimde kullanmayı yeğlemektedir.


Ülkemizde, kendi tüketimimizin çok üstünde üretim yapılan ürün olan fındıkta, “tek üreticiyiz” algısı, ekonomide  “Hollanda sendromu” diye bilinen bolluğun yarattığı “ disiplinsizlik ve verimsizlik” alanlarına sürüklenmemize yol açmıştır. Fındık ekosisteminin iklim, toprak, üretici, ticaretini yapan, işleyen, ürüne dönüştüren ve tüketenlerden oluşan  aktörlerin bütünlüğü dikkate alınmadan yapılan uygulamalar sorunlarımızı büyütmektedir. Çok sayıda yasa ve yönetmelik çıkarılmıştır; ama uygulama deki disiplinsizliğimiz nedeniyle “kronik fındık sorumuzu” bir istikrara kavuşturmak mümkün olmamıştır.


Fındık, üretici cephesinde, ticaretinde ve işlenmesinde kendi insanımız kadar, ülkeye ciddi net döviz sağlayan ihracatımızla da son tüketicinin de yaşamına dokunmaktadır. Belirtilen özellikleri nedeniyle fındığı anlamlandırmamız küresel bakış açısıyla değerlendirilmesini gerektirmektedir. Fındık konusunu irdelerken, ürünü anlamlı kılan bütün paydaşların “ortak yararını” bulmadan, bu değerli ürünümüzle ilgili istikrarlı uygulamaların da yapılamayacağı açıktır.


Anlama ve anlamlandırma sorunu


Fındık üretiminin odağında üretici var. Fındığı diken, ocakların bakımını yapan, hasat eden, kurutan ve piyasaya sunan üretici kuşkusuz fındık tartışmalarının odağında yer almalıdır. Hangi alanda olursa olsun, üretimin amacı, maddi ve kültürel zenginliği artırarak insan yaşamını zenginleştirmek ve kolaylaştırmaktır. Fındık üretimi de  üreticinin gelirini artırmalı, yaşamını zenginleştirmelidir.


Ülkemizde fındık üreticisinin bir dizi sorunu var:


Değişen iklim koşulları, bugün değilse bile çok yakın gelecekte üretimi etkileyecektir. 


Fındık dikimi yapılan alanların büyük bir bölümü yamaç arazilerdedir; o nedenle bakımda ve hasatta teknoloji uygulamaları özel araç-gereç tasarımları gerektirmektedir. Yamaçlar ile taban arazilerdeki verim farkı dikkate alınmalıdır.


Ülkemizde tarımsal üretimin en büyük derdi olan arazilerin küçük parçalara bölünmesi fındık üretiminin de temel sorunlarından biridir. 


Karadeniz, Gülcemal Vapuru’nun sağladığı ulaşım olanaklarından bugüne hızla göç vermiştir; fındık üreticilerinin büyük bir bölümünün birincil geçim kaynağı değildir. Asıl işi başka alanlarda olan üreticiler,” yan gelir kaynağı” olarak fındıkla ilgilerini sürdürmektedir.


Başka üretim alanlarımızda olduğu gibi fındık üretiminde ve ticaretinde de küresel borsalarda kural koyacak büyük ölçekli piyasa yapıcısı kuruluşlar oluşturulamamıştır; o nedenle Ar-Ge çalışmalarına ve yönlendirici teşvikler etkili biçimde yapılamamıştır. Ayrıca büyük ölçekli ve örgütlü fındık alıcıları karşısında, eşdüzey satıcı örgütlenme yoksa, işin kaymağını hakim örgütler yemektedir. Fındık alanında özel sektörde büyük alıcıları dengeleyecek örgütlenmeler gerçekleştirilemediğinde, bu dengelemeyi kamu değişik uygulamalarla yerine getirmeye çalışmaktadır. TMO’nun işlevlerinden biri de budur. Ancak, TMO gibi büyük alıcıların  taban fiyatla birlikte mevsimlik ve kademeli tavan fiyatları da belirlemesinin istikrarlı uygulamalara katkı yapacağı görüşü yaygındır.


Kooperatifleşmede  “gözetim ve denetim” şeffaflığının olmaması, üretici nezdinde kooperatif örgütlenmelere karşı güveni sarsmıştır. Alternatif ve güvene dayalı örgütlenmeler üzerinde özenle durulmalıdır.


Siyasi iradeler yaptıkları düzenlemelerde uzun dönemli geleceği güven altına alma yerine, kısa dönemli oy derleme tuzaklarına yakalanmıştır. 

Ülkemiz hakim satıcı olarak, alıcıların “alternatif yaratma stratejileri” ciddiye alınmamış, boşluklar yaratmıştır. Bugün ABD, İtalya, Gürcistan, İtalya, Azerbaycan ve Şili gibi ülkelerin “fındık üreticisi” konumunu güçlendirmişse, onların önü kesemeyen bizim eksik ve yanlış uygulamalarımızdır.

Kamunun  düzenlemeleri fındık üretiminde sürdürülebilirliği dikkate alan “ kalite ve verimlilik odaklı gelir yaratma” yerine “taban fiyatına dayalı gelir algısını” öne çıkarmıştır. Yapay zeka çağında rekabetin güçlendiğinin farkında isek mevcut uygulamaların sürdürülebilirliğe katkısının olmadığını da anlamış olmamız gerekir.


Onuncusu da, fındık üretiminde bir “ulusal strateji” tasarlayıp uygulamaya koyamamış olmamız ve tutarlı bir “sistem yaratılamaması” bugünkü çıkmazlarımızdır.


Günümüzde giderek yaygınlaşan “hakimiyetçi rekabet”, “Rakibin bütün hatlarına saldır, bütün potansiyellerini yok et. Eğer yok edemiyorsan işbirliği yap, düşmanını cebinde taşı” anlayışı üzerinde kuruludur. Böylesi bir rekabet anlayışında herhangi bir üründe var olmak ve varlık edinmek için, konuyla ilgili küresel anlamda net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma ihtiyacı vardır. Fındık konusunu anlamak  öncelikli sorunumuzdur; bütün paydaşların yararını optimize ederek sürdürülebilirliği güven altına almak da ürüne anlam katmaktır. Fındığı anlamlı bir ürün haline getirmek için  üreticiler, ticaretiyle uğraşanlar, işleyenler, tüketiciler, düzenlemeleri yapan siyasi iradeler ve bilgilendirmeyi sağlayan medya mensuplarının ortak sorumlulukları vardır.


Fındık üretiminde “aktörlerin sorumlulukları”


Fındık konusunda Fiskobirlik 2006 yılına kadar görev yapmıştır. AB üyeliği başvurusu nedeniyle “doğrudan desteklerin” kaldırılması bağlamında Fiskobirlik de devre dışı bırakılmıştır. Bu kez TMO devreye girmiştir. TMO’nun devreye girdiği 2006 yılında rekoltede büyük artış olmuştur; TMO da söz konusu yılda 240 bin ton fındık satın almıştır. Ayrıca önceki yıllın stokları da vardır. İki yıl sonra 2008’de  yine fındık üretimi 860 bin ton dolaylarındadır; elde ciddi stoklar da vardır. TMO 2008’de 360 bin ton fındık alımı yapmıştır. Elindeki stoklarla ürün 690 bin tona çıkmıştır. Bu ürünün yaklaşık değeri 3 milyar dolar düzeyindedir.


Yerel seçimlerin yapıldığı yıllara denk geldiği için ortaya konan fındık alım politikasının sürdürülemez olduğu 2009 yılında anlaşılmıştır.2009 ve 2012 yıllarında 301 bin ton düzeyindeki ihracat devam etmiştir. 2014  yılında “don” olayı rekolteyi azalmıştır.2015 yılında da yine rekolte düzeyi yüksek olmuş; 2016’da “referandumdan” 3 gün önce TMO devreye girerek alım yapmıştır. Kulaklara hoş gelsin, algı kolay yönetilsin diye bu aşamada “regülasyon” kavramıyla fındık alımları gerekçelendirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra 2017, 2018 yıllarında gelişmeler  ve “taban fiyat” uygulamaları sürdürülmüştür. 2019’de 800-900 bin ton dolaylarında bir rekolte düzeyine erişilmiştir. TMO’nun açıkladığı fiyatlar 16 TL/kg fiyat 14 Tl/kg düzeylerine düşmüştür. 2009 yılında ise Mart ayında başlayan satışlarda Mayıs ayına kadar 20 TL/kg, 21 TL/kg ve 24 TL/kg fiyatla alımlar yapılmıştır. Fiyat artışı beklentisi, parası olan sektör dışından bazı insanların spekülatif amaçlı fındık alıp stoklama yapmalarına yol açmıştır. Fiyat 24 Tl/kg düzeyinden 19 TL/kg düzeyine  inince Cumhurbaşkanı 22 Tl/kg fiyat açıklaması yapmıştır.


Tarım Kredi Kooperatifleri devreye girerek 23-25 TL/kg fiyatına alım yapınca, üretici 30 Tl/kg fiyat beklentisine kapılmış, piyasada bir istikrarsızlık  oluşmuştur. Eylül-Ekim 220 döneminde bir önceki yılla karşılaştırıldığında ,İhracat da döviz bazında yüzde 37, miktar bazında yüzde 41 azalmıştır. İhtiyaç sahibi büyük üreticiler, ABD, İspanya, İtalya, Gürcistan’dan alımlarını hızlandırmıştır. Bu gelişme 100 yıldır alternatif üretici yaratmak için fırsat kollayan  büyük fındık alıcısı kuruluşlara bekledikleri fırsatı vermiştir. Türkiye, “tek satıcı” konumunun hızla dışına itilmeye çalışılmaktadır; etkili olamayan politikalar ve uygulamalar da  alıcıların alternatif kaynaklar yaratma ve erişmesinin önünü açmaktadır.


Rekolte 2020 yılında önce 550 bin ton dolaylarında tahmin edilirken 650 bin ton dolaylarına yükselmiştir. Fındık konusu 2020 yılında yeni bir olguyla yüzleşmemize neden de olmuştur: Covit-19 salgını nedeniyle  kasabalarına ve köylerine dönen emekliler, okulların devre dışı olması  nedeniyle uzun süre  kalınca, fındık ocaklarına bakım artmış; verimlilik de görece yükselmiştir. Kasaba ve köylerine dönen, fındığı yan gelir olarak gören önemli kesim harcamaları da az olduğu için acil nakit ihtiyaçları da azalınca ürünü satıp büyük kentlere dönme ihtiyacı olmadığı için evlerde stoklama yaparak yüksek fiyat beklentisiyle fındığı elinde tutmaktadır.


Fındık konusunda üreticinin, ticaretini yapanın, işleyenin, tüketicinin ve düzenlemeleri yapan kamu yetkililerinin  ortak sorumluluklarının bilincinde olması gerekiyor. Üreticinin  desteklerden gelirini artırma anlayışının sürdürülebilir olmadığını anlaması noktasındayız. Üretici, “verimliliği ve kaliteyi artırarak  gelirini artırma” anlayışını  benimseyerek uzun dönemli gelecek yaratmaya özen göstermelidir. Fındık ticareti yapanlar ve düzenleyiciler , üreticinin geliri artmadıkça “arz güvenliği” olmayacağını, “tüketici istismarının” da yeni rakipler yaratacağını kavramalıdır ki fındık üretiminde sürdürebilirlik mümkün olsun. Regülasyonları yapan siyasi irade, istikrar yaratan “sistemi” yaratılamazsa, kangren olan sorunların çözülemeyeceğini kavramalıdır. Bütün aktörler, popülist tutumdan vazgeçmeli ki, ülkenin bekasına daha büyük katkı sağlanabilsin.


Fındık konusuna “bakış açımız” değişmeli


Fındık ülkemizde önde gelen bazı sanayi sektörlerinden daha büyük net döviz kazancı sağlamakta, daha büyük kitlelere iş ve aş yaratmaktadır. Fındık, üreticiye, ticaretini yapana, devlete ve fındık bileşeni olan ürünleri tüketenlere de değer katmaktadır. İnsanımıza, ülkemize ve müşterilerimize  değer katan böylesi bir ürünün değerlendirilmesinde en büyük tuzak, “alışkanlıkların sürdürülmesidir”. Fındık konusunda  zihni modellerimizin varsayımlarını sürekli sorgulamamız, üretimin  ve ticaretin sürdürülebilirliğini güven altına alacak kararlar üretmeliyiz. Bizim değerlendirmelerimize göre yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:


 Tarım ve hayvancılık, gıda üretiminin önemli bileşenleridir. Covid-19 salgını sonrası yeni düzende bir numaralı sorun “iklim değişikliği”, iki numaralı da “gıda yeterliliği” olacaktır. Bu açıdan yurtiçi tüketimin çok üstünde üretimi yapılan fındık, kıt kaynaklardan biri olan döviz getirisi nedeniyle  “var olma kadar varlıklı olmayı” da sağlayan “stratejik bürün” bağlamında ele alınmalıdır.


Verinin enformasyona, enformasyonun bilgiye, bilginin anlamaya dönüştürülmesi, çağımızda bütün üretim alanlarının temel girdisini oluşturur. Saha verileri ve küresel ölçekte büyük veriye hakim olmadan herhangi bir üründe “sürdürülebilirlik” yaratmak ve güven altına almak mümkün değildir. Söz konusu zorunluluğu dikkate alarak “dinamik fındık envanteri” olmadan söylenecek her sözün, yazılacak her yazının, alınacak her önleminin  kararlılık ve sürdürebilirlik yaratamayacağını bilmeliyiz. Başta ülke yönetimde söz sahibi olan siyasi iradeler olmak üzere, bürokrasi, fındık üreticisi, yurtiçinde ve yurt dışında fındık ticareti yapan herkesin, fındık ekosisteminde etkileşim içinde olan bütün aktörlerin yararını en çoğa çıkaracak politikalar üretilmesinde bir ortak akıl ve dil yaratılması  ivedi ve sorunumuzdur. Popülizmin  kısa dönemli ve sığ yararlarına kapılmak, fındığın geleceğini tehlikeye sokmak olur. Siyasi irade, bürokrasi , fındık işleme ve ticareti yapan girişimciler, ihracatçılar, medya mensupları gibi bütün aktörlerin kaçınmaları gereken önemli sorun popülizmin cazibesine kapılmaktır.


Fındık üretiminin uzun dönemli geleceğini güven altına almak, “destek fiyatlarıyla gelir büyütme” anlayışını, “ fındık ocakların bakımı, yenilenmesi ve veriminin artırılmasıyla” gelir yaratmaya dönüştürebilirsek mümkün olabilir. “Fındık üretiminin sosyolojisini”, kentleşme, yapay zeka çağında rekabet sistemi bağlamında ele alarak yeniden yapılandırılması dikkate alınmalıdır. Fındık üretimi yeni yapılandırma, aktörler arasında yeni ve dengeli bir etkileşim, yeni bir kültür oluşturmalıdır.


Teşvik sistemleri-destekler- üretimde ve işlemede  rekabet edebilir ölçek, rekabet edebilir kapsam ve rekabet edebilir öğrenme süreçlerini güçlendirecek biçimde düzenlenmelidir. Özellikle  fındık ocaklarının yenilenmesi, bakım işlemlerinin disiplini, hasat kayıplarını önleyecek işi bilenlerin istihdam sorunu, kurutma, depolama, birincil ve ikincil işlemlerden son tüketiciye sunulan ürüne kadar değer yaratma zincirinin bütününü dikkate alan bir yapı, işlev ve kültür oluşturulması gerekmektedir.

Dünya genelinde  ürün arzını artırırken, yüksek verimlilik, uygun kalite  ve dengeli fiyatlandırma ile geleneksel ithalatçılarımızın sadakatını korumak da ivedi sorunlarımızdan biridir. ABD, İspanya, İtalya, Gürcistan, Şili ve Azerbaycan gibi ülkelerdeki fındık üretimindeki gelişmeleri dikkate alan  bir “ulusal stratejiye” de  ihtiyacımız var. Yeni bakış açımız ve çözüm arayışlarımız, üretimde verimlilik, düşük maliyet ve fiyat dengelerini öyle kurgulamalıdır ki, rakip ülkelerin  fındık  dikim alanlarındaki gelişme cazip olmaktan uzaklaştırılsın. 


Fındık konusunun birinci elden uzmanı değilim. Yıllardır bu konudaki gelişmeleri izliyorum; özü, sözü ve davranışı birbirine uymayan ve “iç tutarsızlık” nedeniyle, çok değerli bir ürünün geleceğini tehlikeye atan gelişme süreci yaşadığımızı güçlü bir biçimde düşünüyorum. Tehlikeyi yaratmada bizim gibi  bilgi paylaşan medya mensuplarının da eksikleri ve yanlışları olabilir. Açık ortamlarda, söze korkunun gölgesini düşürmeyen fındık tartışmaları yaparak bir “ortak akıl “ yaratamıyorsak; topluluktan toplum aşamasına geçtiğimizi söyleyebilir miyiz?


Burada yazdıklarımın virgülü bile tartışmaya açıktır; benim doğrularım, sizin beni ikna ettiğiniz noktaya kadardır. Yazdıklarımızın eksiklerini tamamlayan, yanlışlarını düzelten, gerekçelerle beni  inandıranlar  düşünce dünyamı zenginleştirir. Herkesi, kasaba kültürünün “savunmacı” tuzaklarına düşmeden, kimseyi yargılamadan “ fındık olayını sorgulamaya” çağırıyorum.


Rüştü BOZKURT

https://www.dunya.com/kose-yazisi/findik-uretiminde-bakis-acilarimizi-degistirmeliyiz/600527